TOPRAK ANA

Özdem Ekinci 08 Kasım 2018

ÖZDEM EKİNCİ

Toprak; ana’dır, can’dır, hayatın kendisidir ya Toprakla Gelen” dergimizin 3. sayısında toprağın kendisine değinelim istedim.

Dünyadaki dört elementten biridir O. İsminin önüne “Ana” kelimesini atfederek, kutsallığını da kabul ettiğimiz bir değerdir. O, Aşık Veysel’in “sadık yari”, insanoğlunun gıda kaynağı, çiftçimizin ekmek parası, sanayimizin hammaddesi, astrolojide disiplinin, dostluğun, sadakatin simgesidir.

2015 yılında Dünya Toprak gününde, FAO Genel Müdürü toprağı “insanlığın sessiz dostu” olarak tanımlamamış mıydı?

Hayvancılıktan, tarıma, sanayiden, sağlığa kadar hayatımızı idame ettirebilmemiz için, ekosistemin sağlıklı işlemesi için olmazsa olmazımızdır.

Amerika’da bir Kızılderili şefinin beyaz adamlara dönerek söylediği söze katılmamak mümkün müdür? “Toprak insana değil, insan toprağa aittir.”

Eski Anadolu Türklerinde ise toprağın “yağız yer” olarak tanımlandığı ve içkilerin son damlasının “yağız yerin hakkıdır” diye toprağa döküldüğü bilinir. (Eski Türkçede yağız: toprak rengi: Kaşgarlı Mahmud’a göre “Yağız”, kızıl ile siyah arasında bir renk)

İnsanoğlunun toprakla ilk tanışması ve toprağa sımsıkı sarıldığı o ilk günlerden, sanayi devrimleri ve teknolojideki gelişmelerin etkisiyle geldiğimiz bugün, toprakla olan bağını zayıflatsa da, topraksız yaşamayı kim göze alabilir ki?

Ne yazık ki, insanoğlu dokunduğu her şeyi bozduğu gibi zamanla toprağın da kimyasını bozdu. Başta üstüne bastığımız bu cennet vatanın toprakları olmak üzere yeryüzünde, topraklar kirleniyor, verimsizleşiyor, aromasını kaybediyor, geçmişteki kalitede ürün veremiyor.

ALTINA EŞDEĞER TUTULURDU

Oysa ki, okuduğum bir makalede: “Bir Hint üniversitesinde, bir zamanlar 1 kilo toprak 1 kilo altına eşit tutulurdu” diye yazıyordu.

Aslında, şöyle bir düşündüğümüzde bugün toprağa hala altın değerini verenlerin olduğunu görüyoruz.

Yani, sanıldığının aksine, bilgi çağında tarım ikinci plana atılmıyor? Daha doğrusu tercih meselesi. Tercihini bu yönde kullananların da kazandığını görüyoruz. Örnek mi?

Hollanda, toprağa hak ettiği değeri vererek, tercihini tarımdan yana kullanıyor. Kısıtlı topraklarını verimli tarım alanlarına dönüştürme çabasına girmeseydi, toprak, su ve tohumuna sahip çıkmasaydı, bugün 42 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile dünyanın ikinci büyük tarım ihracatçısı olabilir miydi? Benzer şekilde çölde tarım yapan İsrail ve çölde tarım yapmaya başlayan Çin..

Ne ekersen onu biçersin” bu topraklarda yaşayan atalarımızın topraktan yola çıkarak söylediği ama bir hayat felsefesi içeren bu sözü Hollanda’nın, İsrail’in alkışı hak eden başarısını, tarım ve hayvancılıkta dahi ithalata bağımlı olduğumuz bugünlerde acıyla hatırlatmak istedim. Anadolumuzun verimli topraklarını ekmekten imtina ettiğimiz son yıllarda, ele muhtaçlığımız yürek yaralayıcıdır.

Bilindiği gibi, 2050 yılının mega trendlerinden biri de gıda arzı: Yaşlanan nüfus ile daha sağlıklı beslenme öne çıkarken, azalan kaynaklar, kaybedilen verimli topraklar karşısında kıtlık baş gösterecek, gıda arzı ve temini her geçen gün daha çok öne çıkacak.

Bugün sanayi 4.0 teknolojisi ile akıllı tarımı, katma değerli üretimi stratejik politikalarla hayata geçirmenin tam zamanı diyelim ve dönelim tekrar, salt toprağın kendisine.

Bedenimizin her an radyasyona maruz kaldığı modern hayatın içinde, ayağınızı toprağa değdirin çağrıları boşuna değildir. İnsan vücudundaki elektriği alan, antidepresan özelliği olan, tansiyonu dengeleyen, sabretmeyi öğreten özelliğini bilmeyen yoktur. Yoktur ama topraktan bu denli kaçmamız nedendir bilen de yoktur. Bugün artık soldurmuş olsak da, geçmişte çiftçimizin yüzündeki mutluluk sebebi, toprakla kaynaşmasından değil de nedendir?

Kendinizi baskı altında hissettiğinizde ya da ağrınız olduğunda çıplak ayak testi yapmayı deneyin. ‘Vücudunuzun derisi’ ‘toprağın derisine’ değsin. Bu süre boyunca vücudunuzdaki ağrı ya da stres seviyesinin ne kadar azaldığına şaşıracaksınız.” Diyen uzmanların ve yapılan araştırmaların sayısı hızla artıyor. Bilimsel çalışmalardan bazı örneklerle konuyu destekleyelim:

MUTLULUK KAYNAĞI KABUL EDİLİYOR

Ofis çalışanları üzerinde yapılan bir deneyde; çalışanların ayakkabılarını çıkarmaları ve tüm gün çıplak ayakla ofiste oturmaları istenir. Daha sonra deneklerin ayaklarının altına iletken bir madde konularak bir tel yardımıyla iletken maddenin toprakla teması sağlanır. Deneyden önce ve sonrasında yapılan elektro fizyolojik ölçümler incelendiğinde, deneklerin kalp ritmi sinyallerinin ve sinir sisteminin düzene girdiği kanıtlanır. İşte bu toprağın enerjisidir.

ABD’de yayınlanan Fizyolojik Antropoloji Dergisi’nde yer verilen bir çalışmaya göre; iç mekan bitkileriyle (dokunma ve koklama yoluyla) aktif etkileşimin fizyolojik ve psikolojik stresi azalttığı, saksı toprağının bir tutam tutulması halinde dahi günlük stres ve kaygıyı azaltmada etkili olduğu tespit edilmiş.

The Conversation’da yayınlanan bir başka makalede; “Bitkilerin beynin elektriksel aktivitesi, kas güçlenmesi ve kalp aktivitesinde sağladığı olumlu değişikliklerin kanıtlandığı” belirtilirken, farklı bir çalışmada penceresinden yeşil alan gören mahkumların daha az baş ağrısı çektiği görülmüş.

Kansas Eyalet Üniversitesi ise, saksı bitkilerini “cerrahi hastalar için ucuz ve etkili bir tamamlayıcı tıp” olarak önermektedir.

Peki nasıl oluyor da toprak stresi, ağrıyı çekebiliyor? Ana neden, doğal antidepresan sayılan Mycobacterium vaccae isimli mikroba toprağın sahip olmasıdır. Konunun uzmanı Joey Doherty, “Söz konusu mikroplar, beyni yönlendiren sitokin seviyesinin yükselmesine, dolayısıyla serotonin artmasına sebep olur ve rahatlatarak mutlu hissetmeyi sağlar. Üstelik rahatlamak için alınan ilaçlar gibi yan etkisi de yok. Parkta bir yürüyüş daha etkili olsa da (bu mikroplara daha fazla maruz kalma nedeniyle), saksılar da yakın bir etki yaratabilir” diye belirtir.

SAKSI ÇİÇEĞİ OLAN ODALAR

Amerikan Akciğer Rehabilitasyon Birliği’ne göre; bazen iç mekan havası dışarıdaki havadan daha kirli olabilir. Bu durumda, saksı çiçeği olan odaların, olmayan odalara göre %60’a kadar daha az kirli hava içerdiği tespit edilmiş.

Amerikan uzay ve havacılık dairesi NASA da evdeki havayı temizleyen bitkileri; Areca Palmiyesi, sarmaşık, paşa kılıcı olarak sıralıyor. Evin her bir 9 metrekaresine bir saksı yerleştirilmesi tavsiye ediliyor. Paşa kılıcı ve sarmaşığın ev hayvanları için toksit içerdiği dipnotunu da iletmiş olalım.

Texas A&M Üniversitesi tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, ofiste saksı bitkileri ve çiçekleri bulundurmak, yaratıcı performansı ve problem çözme becerilerini geliştirmede etkili. Benzer şekilde, İngiltere Exeter Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, iç mekan bitkilerinin işyerinde %47 oranında konsantrasyon, verimlilik ve personelin huzurunu artırdığını kanıtlamışlar. Bitkilerle bir yaşamın, hafıza kaybını %20’ye kadar azalttığı tespiti de günümüzde hızla artan alzheimer için müjde niteliğinde.

Rockeffeler Üniversitesi’nce yapılan testlerde toprakta, aralarında yeni antibiyotiklerin de bulunduğu potansiyel tedaviler üreten milyonlarca mikroorganizma bulunmuş olup, çalışmaları devam etmektedir.

Geleneksel Çin tıbbının temelini oluşturan bedensel ve zihinsel sağlığımızı yöneten 5 element teorisindeki “ağaç ateşi, ateş toprağı, toprak mineral ve metali, metal suyu ve su da ağacı besler.” Döngüsü bir tesadüf olmasa gerek.

YAĞMUR SONRASI KOKUSU

Evet, “Ölmek için doğmuştur ya insan; O yüzden her yağmur sonrası toprak kokusunu sever” diyor Tolstoy. Kırgız yazar Aymatov, Toprak Ana isimli romanında da “Toprak, sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar?” diyor. Kimbilir..Topraktan gelip, toprağa gidiyor inancı da, o yağmur sonrası oluşan toprak kokusunu bugün dahi, insanoğlunun en çok sevdiği, en çok huzuru hissettiği kokuların başına almıştır. Teknik adı petrikor olsa da, biz yağmur sonrası toprak kokusunun bizim ruh halimizde yaşattığı o huzur dolu an ile ilgileniyoruz.

Teknolojinin geldiği son nokta, yakın bir zamanda yeni nesil çiplerle TV’den toprağın kokusunu hissedeceğimizi söylese de, aynı huzuru bulur muyuz? çok emin değilim..

Son yıllarda sayıları az da olsa tersine bir göç olarak tanımlanamasa da, büyükşehrin stresi ve yorgunluğundan kaçanların, toprağın enerjisini hissetmek isteyenlerin bir avuç toprak için daha modern köylere göç ederek, tarımla, bağcılıkla uğraşısına tanıklık ediyoruz. Ya da bu özlemle tutuşan insanların sayısı hızla artıyor. Hobi bahçeleri büyük ilgi görüyor. Yeniden toprakla kurulmaya çalışılan bu bağ çok anlamlı ve değerli.

Ancak, bizim sürdürülebilirlik adına daha sistemli, daha teknik ve daha yüzü geleceğe dönük somut projelere ihtiyacımız olduğu herkesin malumları. Bu da bireysel kararlardan ziyade, ülke yönetimine dair politikaları içermektedir.

Yeniden toprağa dönmek, toprağa yeniden hak ettiği değeri verebilmek dileği ile yazımızı Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Toprak” şiiri ile bitirelim.

Var Allah’ım bir şey var bu toprakta

Ağaçlar büyür ansızın.

Bitmez tükenmez sular çıkıyor

Ki kalbe lahzalar taşımakta

Ki nasip bulur herkes bir başakta

Geliyor çılgın atların nal sesleri.

Ruha garip arzular veren

Garip dağlar ki uzakta…”


Yazara ait diğer yazılar:

Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Yorumunu Takip Et  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz