KARLAR DİYARI VAN

Toprakla Gelen 06 Şubat 2019

Nihat DELİBAŞI

Toprakla Gelen olarak Van merkezli 4 günlük seyahatimizin notlarını paylaşmak istiyorum sizlerle. Karın ve soğuk havanın tüm yurdu etkisi altına aldığı kara kışın göbeğinde yaptığımız yolculuk daha başından süprizlere gebe. Süprizin ilki İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan kalkan uçağımızın Van Ferit Melen Havalimanı’na ulaştığında piste metreler kala pas geçmesiyle yaşanıyor. Kaptan pilotun şiddetli rüzgar nedeniyle ‘pas’ geçtik açıklamasının yarattığı endişeyi unutturan ise karlı zirvesi ve tüm heybeti ile Ağrı Dağı oluyor.

Ağrı Dağı’nın görüntüsünü hafızamıza kazırken, uçağımızda ikinci denemesinde başarıyla iniyor. Bir gece önce yağan kar, kent merkezini beyaza bürümüş. Buna rağmen caddeler hareketli, insanlar bir yerlere yetişmenin telaşı içinde. Bizde çok geç olmadan konaklayacağımız İskele Öğretmenevi’ne doğru yola çıkıyoruz. 10 dakikalık bir taksi yolculuğunun ardından İskele Öğretmenevi’ ndeyiz.

Kısa bir molanın ardından üşümeyi göze alarak İskele’ye gidiyoruz. Van Gölü kenarında İzmir’in Sahil Evleri bundan 10 yıl önceki kıyı bandını anımsatan görüntüler karşılıyor bizi. Açık bir yer bulur muyuz umuduyla yürüyoruz. Uzaktan Ahmet Kaya’nın sesi kulağımıza çalınıyor…İskeleyi Devlet Demiryolları ile ayıran sahilinde bir dizi soba görüyoruz. Müşterisi olan sobalar, mekan sahiplerince yakılırken, isteyene semaver, isteyene demlik çay veriliyor. Kendini belli belirsiz hissettiren güneş batmak üzere, ertesi günün planı önce Edremit’e giderek, Seyirtepe’den Van Gölü ve kent merkezini izlemek. Zira kar ve soğuk hava Van Kalesi programımızı ertelememize neden oluyor

SANA BİR TEPEDEN BAKTIM ŞEHR- İ VAN

Yahya Kemal Beyatlı’nın 7 tepeli şehir İstanbul’ u anlatttığı şiirdeki gibi sabah erken saatte Van’a Edremit’ten bakmak için aracımızla yola düşüyoruz. Herhangi bir yönlendirme olmayınca Edremit Seyirtepe’yi bulmak zor oluyor. Oysa geçtiğimiz aylarda kayyuma devredilen Van Büyükşehir Belediyesi’nin kısa sürede birçok altyapı yatırımını gerçekleştirdiği akşam yaptığımız sohbetin önemli hususlarındandı. Bu arada cep telefonu operatörleri de yollarla ilgili güncellemeleri henüz yüklememişler. Biz geleneksel yol ‘Sora sora Bağdat bulunur’ metodu ile Seyirtepe’ye varıyoruz. Şehrin ve Seyirtepe’nin karlar altındaki manzarasını fotoğraflayıp bir iki de kartopu savaşı yaptıktan sonra Seyirtepe Kafe’de kahve molası veriyoruz.

ÇEŞMELİLER KIZMASIN ALAÇATI KUMRUSU HERYERDE

Menüye göz gezdirirken Çeşme ve Alaçatılıların paylaşamadığı kumrunun Seyirtepe’de görünce şaşırmadık dersem yalan olur. Çeşmeliler kızacak ama Alaçatı Kumrusu, marka olmuş bile…Kahvelerimizi yudumluyor, sosyal medyada bol bol fotoğraf paylaşıp yeni güzergahımıza doğru yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Muradiye Şelalesi…’Edremit’ten yaklaşık 1.5 saat. Ama bu mevsim donmuştur’ ikazı üzerine telefon joker hakkını kullanmaya karar veriyoruz. Ne yapalım? Telefonla ulaştığımız dostumuz ‘Akdamar Kilisesi’ne gidin’ diyor. ‘Nasıl yani hani bu mevsim tekneler çalışmıyordu?’  dememiz üzerine ‘Edremit’ten kalkan tekneler kışın çalışmıyor ama Gevaş’tan gün boyu teknelerle Ada’ya ulaşım var’ yanıtını veriyor. Saate bakıyoruz, 14.00. Yetişiriz diye hızla aracımıza yöneliyoruz.  Neyseki kıyı boyunca gideceğiz. Bu kez kaybolma riski yok..

AKDAMAR MI AHDAMAR MI?

Tabelalarda Ahtamar, Akdamar, bizim dilimizde de yansımasını buluyor. Bu konuda Hakkı Devrim’in 22 Mart 2007 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki yazısının bitiş cümlesi ‘Ahtamar’da anlaşalım’ sözünü esas alarak yola devam ediyoruz. Gevaş İskelesi’ndeyiz. Tesadüfe bakın ki İzmir Karşıyaka’dan gelen 35- 40 kişilik grup, kendilerini bekleyen tekneye doğru hızlı adımlarla yürüyor. Biz ne yapacağız diye düşünürken sonradan Gevaş’a bağlı Dereağzı Köyü’nden Mehmet Teran’a denk geliyoruz. 2010’a kadar Van Gölü’nde balıkçılık yapan, sonrasında Hilton Oteli’nin teknesinde kaptanlığa geçen Teran, yolcu sayısı 10’u bulunca hareket ediyor. Karayolundan tam göremediğimiz kıyı şeridi boyunca yükselen dağ manzarası eşliğinde 20 dakikalık Van Gölü yolculuğunun ardından adadayız. Adanın iskelesinden giriş ücretlerini ödeyip karda kaymamaya dikkat ederek Ahtamar Kilisesi’ne doğru yavaş adımlarla ilerliyoruz. Bazı şeyleri görmeden anlatmak mümkün değildir ya, kilisenin duvarlarındaki kabartmalar da öyle…Kilisenin içi ise ne yazık Türkiye’de pek çok örneğinde olduğu gibi kazınmış fresklerle bezeli…Kimi kazınamamış dini motifler öylece duruyor…

Dairesel bir biçimde kilisenin bahçesinde turluyoruz. Hava iyiden iyiye soğudu… Mehmet Kaptan, havanın bozduğunu ve hızlı hareket etmemiz gerektiğini belirtiyor. Dönüş yolculuğu için iskeleye doğru yöneliyoruz. Diğer yolcuların gelmesini beklerken, dalgalardan ıslanmayı göze alarak sodalı denilen gölün suyunun tadına bakıyorum. Anladığımı söyleyemeyeceğim ama soranlara ‘evet sodalı’ demeyi ihmal etmiyorum. Hava hafiften kararmaya başlarken yüzlerce yıl önce bölgenin en büyük ibadethanesini yalnızlığı ile baş başa bırakarak dönüşe geçiyoruz.

TARIMIN SORUNU HERYERDE AYNI

Dönüş yolunda Mehmet Kaptan ile sohbeti koyulaştırıyoruz. Poligon’da denizci olarak yaptığı askerlik döneminde tanıştığı İzmir’i çok sevdiğini anlatan Mehmet Kaptan, “Kota geldi çiftçinin beli iyice büküldü” diyor. Geçmişte şekerpancarı ekiminin yoğun olduğu bölgede ‘araziler boş kaldı’ diye söze başlayan Mehmet Kaptan, “Bura insanı için şekerpancarı çok önemlidir. Çiftçi ürünü eker ve tamamını Erciş Şeker Fabrikası’na dökerdi. Ancak kota geldi. O nedenle araziler hep boş kaldı. Eskisi gibi buğday, arpa, yonca ekilmez oldu. Çiftçi asgari ücretli iş peşinde. Hayvancılık desen o da malum sebeplerden kalmadı” diyor. Malum sebepleri bir kenara bırakıyor (!) ‘Balıkçılığı neden bıraktın’ diye soruyorum. Yanıtı benzer, “2010’a kadar işler iyiydi. Ancak mazot pahalandı. Balıkta en az 2 işçi çalıştırman lazım. Yevmiyesi 60 liradan. Ağlar desen e o da ateş pahası. Günde 150 liralık mazot alıyor, 2 işçiye yevmiye veriyorsun, tuttuğun balıktan kazanç ise giderleri karşılamıyor. Bende işi bıraktım.”

GEVAŞ’TA BİR TOPRAKLA GELEN DOSTU VAR

Sohbetin tam koyulaştığı anda Gevaş iskeleye yanaşıyoruz. Mehmet Kaptan diğer yolcular indikten sonra aracımıza kadar bize eşlik ediyor. Yanımda getirdiğim Toprakla Gelen Dergisi’nin son sayısını veriyorum. İnternet sitemizin olduğu kartvizitle beraber…’Bu sohbeti yazacağım, Sende okursun’ diyorum. Akıllı telefonunu göstererek , “Elbette” diyor. Birkaç kare fotoğrafını aldığım Mehmet Kaptan ile vedalaşıp Van Merkeze doğru yola çıkıyoruz.


2
Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
0 Comment authors
Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
trackback

[…] Gelen olarak Van merkezli 4 günlük seyahatimizin ilk bölümünü Karlar Diyarı Van başlığı ile geçtiğimiz günlerde paylaşmıştık sizlerle. İzmir Tarım Fuarı, yeni dergi […]

trackback

[…] Gelen olarak Van merkezli 4 günlük seyahatimizin Karlar Diyarı Van ve Açık Hava Müzesi Ahlat başlığı ile sizlerle paylaşmıştık. Yazımızın bu son […]

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz

Yazarlarımız

Nihat DELİBAŞITüm
Yazıları
Enver OlgunsoyTüm
Yazıları
burcuesmerTüm
Yazıları
Özgür KurşunTüm
Yazıları
Türker AdakaleTüm
Yazıları
Aydın ŞenerTüm
Yazıları
Sinan DoğanTüm
Yazıları
Özdem EkinciTüm
Yazıları
Destina AkgünTüm
Yazıları
Erdim ERDURANTüm
Yazıları