GIDANIZ İLACINIZ, İLACINIZ GIDANIZ OLSUN: BESLENME YANLIŞLARI

Toprakla Gelen 08 Aralık 2018

ENVER OLGUNSOY

Hekimler hekimi, ünlü hekimbaşı Hipokrat-ki memleketlimiz olur kendileri-“gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun” derken aslında sağlıklı beslenme ve sağlıklı gıda konusuna dikkat çekmiştir. Hem de ne zaman tam 2500 yıl önce, ama dinleyen kim?

Sağlıklı beslenme, bilinçli beslenme, doğru gıda seçimi maalesef pek dikkat etmediğimiz konular. Varsa yoksa lezzetli, damak çatlatan, bize büyük bir “haz” veren yiyecekler. Ya sonrası, gelsin kilolar, sağlık problemleri. Hekimbaşı Hipokrat’ı sanki duymamış gibi “gıdamız zehrimiz, zehirler de gıdamız” oluvermiş.

Obez oranımız, Türkiye metabolik sendrom derneği tarafından yüzde 54,4 olarak veriliyor. Sağlık Bakanlığımız da hemen hemen aynı oranları verirken, bir kampanyayla obeziteye savaş açtı. Obezite, diyabet ve metabolik hastalıklar daire başkanlığı oluşturdu. Beslenme gov.tr’den ulaşmak mümkün. Hatta öğretim yılı başında okullarda eğitimi verilmek üzere “sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite el kitabı” hazırlattırlıp öğretmenlere dağıtıldı. Umarım bu konuda daha bilinçli olur, yiyip içtiğimize dikkat eden bir toplum oluruz.Tabi yiyecek ekmeği, yemeği olmayanları da görmezden gelmeden.

KORUYUCU SAĞLIK HİZMETİ AÇISINDAN

Gıdalar koruyucu sağlık hizmeti anlayışında bir “ilaç” gibi algılanır. Çağdaş ülkelerde koruyucu sağlık hizmetleri, tedavi edici sağlık hizmetlerinden öndedir. Yani hastalanmadan müdahale. Zira halkın sağlık düzeyini yükseltmek için sadece tedavi edici hizmetlere öncelik verip, sağlıklılık koşullarını yaratan davranış, beslenme ve çevre koşullarına yeterince eğilmemek, tedavi edici hizmetlerin de istenilen sonuca ulaşamamasına sebebiyet verecektir.

Bu durumda alışkanlıklarımızı terk edip öncelikle sağlıklı gıdaları, hazırlanmalarını, besinlerin içeriklerini tekrardan gözden geçirme gereği vardır, daha sonra da yemek yeme alışkanlıklarımızı da tabii.

Gıdalar ilaç gibi değerlendirilmeli dedik ya, örneğin başta şekerli yiyecekler olmak üzere kimi yiyecekler, ilaç gibi, beynin kimyasını değiştirip insanlarda aşırı yeme dürtüsünü uyandırdığı bu gün bilim adamları tarafından biliniyor. Bu durumda beslenme sadece besin alma davranışından çıkar, keyif almak, haz duymak için yemek anlayışına kayar. Beyin bunu öğrendiği için de stresli bir durumdan kaçmak kurtulmak için de sizden keyif veren yiyecekleri ister. Stres altında insanların yiyeceğe daha çok saldırdığı bilinen bir gerçektir.

TATLI VE YAĞLI BESİNLERİN BEYİN ÜZERİNDE ETKİSİ

Tatlı, yağlı besinler beynin ödül devresini tıpkı bir uyuşturucu gibi esir alır, hele bir dilinizi değdirin, tat alıcılar, beyninize sinyaller gönderir “dopamin” hemen harekete geçer, yoğun bir haz duygusu uyanır.

Tüm bu söylediklerim şunun içindir. Gıdalarımıza, beslenme alışkanlıklarımıza daha da bir özen ve dikkat gösterelim, naylon gıdalardan uzak duralım. Beslenmemize ve yediklerimize bir ilaç hassasiyeti ile bakmaya çalışalım. Miktarına, yeme zamanına, kalitesine, bir hekimin sağlık talimatlarına gösterdiğimiz hassasiyeti gösterelim. Bunun için de sağlıklı gıdayı, sağlıklı beslenmeyi önce doğru bir şekilde öğrenelim. Öyle moda olan diyetler peşinde koşmayalım, kendi beslenme programımızı kendimiz yapalım.

SAĞLIK OKUR YAZARLIĞI

Kısacası “sağlıklı beslenme okur yazarlığı” konusunda kendimizi geliştirelim. “Sağlık okur yazarlığı” konusunda olduğu gibi sınıfta çakmayalım. Zira Sağlık Bakanlığımızın iki üniversitemiz ile birlikte yaptığı çalışmaya göre insanımızın 3’te 2’si sağlık okuryazarlığından bi haber. Sağlığımıza dikkat ettiğimizi zannediyoruz ama üçte ikimiz bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü bunu şöyle tarif ediyor: Sağlığın korunması ve sürdürülebilmesi için, bireyin asgari sağlık bilgisine ulaşma, anlama ve kullanma becerisi “sağlık okuryazarlığı” olarak algılanır. Siz bunu sağlıklı beslenmeye de uyarlayın ve durumumuzun çok farklı olmadığını göreceksiniz. Sağlıklı gıda konusunda bilinçli olarak yaratılan kargaşaya, bilgi kirliliğine kurban gittiğimizi göreceksiniz. Genç Cumhuriyet yıllarında “zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem” den başlayan bu bilinçli kargaşa, soya, kinoa vs. gibi genetiğimize yabancı gıdalarla halen devam edip gidiyor.


Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Yorumunu Takip Et  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz

Yazarlarımız

Enver OlgunsoyTüm
Yazıları
Sinan DoğanTüm
Yazıları
Özdem EkinciTüm
Yazıları
Özgür KurşunTüm
Yazıları
Türker AdakaleTüm
Yazıları
Aydın ŞenerTüm
Yazıları
Destina AkgünTüm
Yazıları