GEZGİNİN ROTASI İKİ TEKER, BİR BALON KAPADOKYA

Türker Adakale 18 Şubat 2019

Türker ADAKALE

Milyonlarca yıl önce adı henüz Hasan, Erciyes ve Göllüdağ dağı olarak bilinmeyen kızgın yanardağların püskürttüğü lavlar, dünyanın ender güzelliklerinden biri olacak vadiye can verdi. Ve o vadi tüm cazibesiyle modern insanı büyülemesinin ardından; asırlar boyu türlü söylencelere, öykülere ve efsanelere konu oldu.

Bu kez sırt çantalı rotamızı, tüm bu doğal zenginlikleriyle olduğu kadar yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı farklı medeniyetlerle edindiği kültürel birikimiyle de, dikkat çeken Kapadokya’ya çeviriyoruz. Ancak, bu kez sırt çantamızla birlikte, bir bisiklet ve hatta bir de balon, yolculuğumuzda bize eşlik edecek. İki teker, bir balon Kapadokya, çok farklı deneyimlere gebe…

Kapadokya, gerçekten bozkırın ortasında bir vaha gibi… Sarıdan, kahverengiye ve kızıla çalan engebeli coğrafyası, tüm doğa severler için eşsiz güzellikler sunuyor. Vadiler boyunca uzanan kıvrımlı ve dalgalı yüzeyler, adeta bir ressamın çok özendiği bir eserindeki fırça darbelerini andırıyor. İrili ufaklı kayaların içine gizlenmiş oyuklar, mağaralar ve tüneller, Kapadokya’nın mistik atmosferini daha da gizemli kılıyor.

PERS DİLİNDE GÜZEL ATLAR ÜLKESİ

Tarih boyunca Hititlerden Frigyalılara, Perslerden Romalılara, Bizanslılardan Osmanlılara kadar bu gizemin büyüsüne kapılan pek çok büyük medeniyet, bölgede hakimiyet kurmak için savaşır. Kapadokya kelimesi ise ilk defa Katpatuka olarak “Güzel Atlar Ülkesi” anlamında Pers dilinde kullanılır.

Tüm bu farklı medeniyetler, asırlar boyunca evlerini ve yaşamlarını Kapadokya kayalarını oyarak ve biçimlendirerek şekillendirirler. İnançlarına ve gündelik yaşamlarına dair her türlü detayı vadinin duvarlarına kazırlar. Aradan geçen bunca zamana rağmen, bugün hala duvara kazınmış bir ikonadan, harflerden ya da sembollerden geçmişin kapılarını aralamak mümkün.

Bir sonbahar sabahı bisikletim ve sırt çantamla Nevşehir garajına indiğimde, bir yandan yüzüme çarpan keskin ayaza alışmaya çalışarak, Kapadokya Vadisi’ne doğru pedal çevirmeye başlıyorum. Doğrusu, Ege’de henüz yazdan kalma sayılabilecek havalar süredursun, buralara kış soğuğu çoktan gelmiş. Ancak, bu coğrafya yılın her döneminde farklı güzellikler sunmasıyla, dört mevsimin hakkını fazlasıyla veriyor.

VADİNİN ENGEBELİ VE KIVRIMLI YOLLARDA

Vadiye doğru yaklaştıkça Güzel Atlar ülkesinin engebeli ve kıvrımlı yolları ufukta belirmeye başlıyor. Çok geniş bir alana yayılan bölgeyi gezmek için epey pedal çevirmek ve esaslı rampaları kat etmek gerek. Ne de olsa, mücadele etmek, güzelliklerin keyfine varmayı da daha anlamlı kılıyor.

Bu geniş arazide Ürgüp, Avanos, Göreme, Akvadi, Uçhisar, Ortahisar, vb. çok sayıda yerleşim yeri mevcut. Kıvrımlı yollarda pedal çevirdikçe ıssızlığın ortasında, vadiyle baş başa kalıyor, ardından bir yerleşim yerine vardığınızda bir şeyler yiyip içerek dinlenme imkanı buluyorsunuz.

BİSİTLETLE KEŞFİN ÇEKİCİLİĞİ

Kapadokya’yı daha önce arabayla da keşfetmiştim. Ancak, bisikletle keşfetmek gerçekten çok daha farklı ve içten bir deneyim. Bu, biraz vücut gücünüzle verdiğiniz emeğe, biraz da her bir adımını yavaş yavaş geçmenize dayanıyor. Arabanın içinde tam olarak hissedemediğiniz ortamı, bisiklette her bir tekerin dönüşüyle çok daha derinden hissediyorsunuz. Ortamı solumak ve yaşamak dedikleri, tam olarak bu olsa gerek.

Kapadokya’da karşılaştığınız çok sayıda farklı ülkeden turist, bölgenin sadece yerel olarak değil uluslararası ölçekte de tanınırlığını ortaya koyuyor. Pek çok yabancı bisikletli dünya gezginleriyle karşılaşmak ve Kapadokya’ya hayranlıkla dolu bakışlarına tanık olmak gerçekten mutluluk verici… Yılın, nispeten soğuk sayılabilecek bu zamanında bile çok sayıda turist görmek mümkün.

DOĞAYA DEĞİL, SANATA DA CAN VERİYOR

Doğaya can veren toprağın Kapadokya’daki yeri çok daha farklı ve özel… Nitekim, toprak burada doğayla birlikte sanata da can veriyor. Toprak çark tezgahlarda el emeği ürünü olarak testilere, çömleklere ve daha nicelerine dönüşüyor. Toprağa bu şekilde temas etmek ve farklı şekiller vermek gerçekten sıra dışı ve oldukça emek isteyen bir uğraş… Verdiğiniz bu emek, toprakla gelen özün, her daim farklı bir çehreye dönüşmesini sağlıyor.

Kapadokya dediğimizde, tabii ki; balonlardan bahsetmeden olmaz. Gün henüz ışımadan, şafağın sökmesine yakın saatlerde çok sayıda balon gökyüzüne süzülmek üzere hazırlıklarına başlıyor. Gecenin karanlığı, balonları havalandırmaya yarayan alevlerin parıltısıyla ışıldıyor. Hazırlıklar tamamlandığında, balonlar sepetlerindeki yolcularla beraber bir-bir yükselmeye başlıyorlar.

GÖKYÜZÜNDE GÖRSEL ŞÖLEN

Günün aydınlanmasıyla, Kapadokya zemininin tüm doğal güzelliğine, gökyüzünde salınan balonlar eşlik ediyor ve ortaya adeta bir görsel şölen çıkıyor. Günün ilk ışıklarının aydınlattığı vadinin tamamını gökyüzünden izlemek nefes kesici… Bu güzellik karşısında, insanın balondan hiç inesi dahi gelmiyor.

Sonbahar renklerinin bu mevsimde ayrı bir güzellik kattığı Kapadokya’yı bisikletle yerden, balonla da gökyüzünden keşfetmek, eşsiz bir keyif ve unutulmaz bir deneyim. Sahip olduğu tüm bu zenginlikleriyle doğanın, Anadolu’ya ve dünyaya en güzel armağanlarından biri olan Kapadokya’nın değerini çok daha derinden bilmek gerekiyor. Ne de olsa; bu coğrafya toprağın dönüşümünün en güzel biçimde şekillendiği ve farklı şekillere hayat verdiği ender yerlerden biri.

Toprağımıza ve hayatımıza sahip çıkmak ümidiyle…

NOT: Türker ADAKALE’nin Kapadokya izlenimlerinin yer aldığı  fotoğraflaraburadan erişebilirsiniz.


Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Subscribe  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz

Yazarlarımız

Nihat DELİBAŞITüm
Yazıları
Enver OlgunsoyTüm
Yazıları
Özgür KurşunTüm
Yazıları
burcuesmerTüm
Yazıları
Türker AdakaleTüm
Yazıları
Aydın ŞenerTüm
Yazıları
Sinan DoğanTüm
Yazıları
Özdem EkinciTüm
Yazıları
Destina AkgünTüm
Yazıları
Erdim ERDURANTüm
Yazıları