DATÇA’NIN KIYMETLİSİ & KALİFORNİYA’NIN DEĞERLİSİ

Özdem Ekinci 31 Ağustos 2018

ÖZDEM EKİNCİ

Açtığı beyaz çiçeklerle kışı uğurlarken, baharı selamlayan badem ağacı, bir yörenin geçim kaynağı olurken, şairlere ilham, efsanelere konu olmuş, adına festivaller düzenlenmiş, şarkılar söylenmiş.

Efsane odur ki; Trakya kralının güzeller güzeli kızı Phyllis, Truva savaşının ardından gemisinin bakımı için kente uğrayan Atinalı Demophon’a gönlünü kaptırır. Kısa zamanda kıskanılacak bir aşkla birbirine bağlanan bu iki yürek, ayrılık vakti geldiğinde yeniden buluşmak için sözleşir. Günler, aylar, yıllar geçer.. Phyllis, limanda sevdiceğinin yolunu gözlemekten bitap düşer, umudunu yitirir ve kendini asarak intihar eder.

Dillere düşen bu aşk, Tanrıça Athena’yı çok etkiler ve genç kızı yapraksız bir badem ağacına dönüştürür. Sanmayın ki, hikaye burada sonlandı.

İntiharı duyan Demophon, bir türlü gelemediği kente koşar, gözyaşları içinde sevdiğinin dönüştüğü ağaca acı içinde sarılır. Sarıldığı dallar, yaprak yerine birdenbire beyaz çiçeklerle dolar. Kuru bir dalı çiçeklendiren, kavuşan aşıklardır.

Peki nerden çıktı bu badem mevzusu?

Bu yaz yolum üçüncü kez Datça’ya düştü.

“Tanrı sevdiği kullarını uzun ömürlü olsun diye Datça’ya gönderirmiş.”

Benim gibi 3-5 günlükler buna dahil mi? bilmiyorum ama şanslı kullardan olduğum kesin. Havası, doğası, bakir koyları, insanı, kekik kokan dağları ile cennetten bir köşedir Datça.

Yunan mitolojisinde Datça için kullanılan “Olağanüstü nitelikler taşıyan ülke” sözünü bu topraklara ayak basanlardan daha iyi kim anlayabilir ki..

Bu cennet köşesinin bir de kıymetlisi var.

Çarşıya giden sokaklarda, pazar yerinde, yerel markalarda açılmış dükkanlarda, bakkallarda ve hatta dondurmacıda onunla karşılaşmamak mümkün değildir…İşte bu nedenle de bu yazıyı kaleme almak şart oldu.

Arkadaşım badem ağacı şiirinde Aziz Nesin diyor ki;

“Sen ağaçların aptalı, ben insanların,

Seni kandırır havalar, beni sevdalar…”

Evet, zaman zaman yalancı bahara aldanıp erken açsa da, badem Doğu Karadeniz kıyıları ve yüksek yaylalar dışında Türkiye’nin her bölgesinde yetişir. Ama ağırlıklı olarak Ege ve Akdeniz’dir yurdu. Ege’de de çok özel türleri ile merkez üssü Datça’dır.

Badem, asıl anavatanı Çin ve Orta Asya’dan İpekyolu aracılığıyla seyyahlarla Türkiye ve Ortadoğu’yu kendine mesken seçer.

Babil’e kadar uzanan bir tarih. Paleolitik dönemde izlerine rastlanan badem üretiminin ülkemizde yaklaşık yüzde 10’u Datça bölgesinden sağlanmakta. Ve Datça’yı bademde üstün kılan tamamen yöreye özgü 82 tür bademin yetiştirilebiliyor olması. Bilimsel olarak bu sayı kanıtlanmış. Ve her biri Datça toprağında yetişebilen yerel türler.

Bu rakamı tam olarak anlayabilmemiz için şöyle düşünelim. Dünyada lider olan Kaliforniya’da 30 civarında tür yetiştirilmekte. Yani, binde 26 üretim alanına sahip olan Datça’da tür sayısı neredeyse Kaliforniya’nın 3 katı. Bu çok ciddi bir gen üstünlüğü sağlıyor. Peki, biz böylesine bir avantajı nasıl değerlendirmişiz sizce?

Yılın ilk 6 ayında, ABD’den 72 bin dolar ödeyerek, 13.7 bin ton badem ithal ederek. Nasıl? Çok akıllıca değil mi?

Bitmedi.

Badem ithalatındaki gümrük vergisini de yüzde 43’ten yüzde 15’e düşürerek..

Sonuçta tüketilen bademin yüzde 80’i ithal. Bugünlere ABD ile karşılıklı boykottan badem de kısmen nasibini almış olsa da, ithalattan vazgeçilemeyeceği kesin.

Datça’ya özgü olması itibari ile 3 tür badem (Payam) öne çıkmakta:

Nurlu Badem, Ak Badem ve Sıralı Badem. Aslında bu üçü, bir tür miras. Datça için, yerelde kalkınmanın en önemli 3 değeri.

Ancak, nasıl ki cepten yemeğe devam edersen, üstüne katmazsan mirasın da bir sonu vardır. İşte bu miras artarak büyüsün, nesilden nesile, üstüne konarak, katma değerli üretime dönüştürülsün diye ne yapılmalı gerektiğini mutlaka uzmanlar biliyordur. Ama bugüne kadar bir hamle yapılamamış ki ithalata devam ediliyor.

Nurlu badem, dünyanın bilinen en iri bademi. Ve tabi ki, Datça’nın en kıymetlisi. Bademlerin kraliçesi diyen de var. Sebep olarak da, erken çiçeklenmesinden ötürü, başka bölgelerde yetişememesi. Tamamen bu topraklara has. Bununla birlikte; Datçalı çiftçiler tarafından susuz tarımla yetişen ağaçlar, 15 metre kadar derinlere inen kökleri sayesinde zengin mineral ve besinlerden faydalanarak kendilerine has lezzete sahip bademleri dallarında taşırlar. Tüketicinin bu lezzete gösterdiği ilgi de birleşince, fiyatların cep yakması boşuna değildir.

Ülke genelinde birçok yerel ürüne yeni yeni coğrafi işaretlerin alındığını görüyoruz. Badem için de bu süreç gecikmiş olmakla birlikte, başvurusu yapılmış olup, yakın zamanda sonuçlanması bekleniyor.

Atadan kalan üretimi devam ettirme, yerelde kalkınma, sürdürülebilir kaliteli üretim ve rekabetçi olabilmek açısından çok önemli olan coğrafi işaret alma konusunda daha hızlı olmalıyız.

Bölgeden görüştüğüm bir yetkili; Devlet tarafından Datça’daki çeşitliliğin kontrol altına alınmasını istediklerini, sektör temsilcileri ile en son 2002 yılında görüşüldüğünü ve badem yağı üretimine geçilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Hala kendi bildiği yöntemlerle üretimi yaptıklarını da üzülerek iletiyor.

Yarımada ile bütünleşen bademe bugüne kadar hiç devlet desteği verilmemiş. Evet çiftçi devletten ürün kalitesini artırma yönünde yönlendirme bekliyor.

O zaman biz de onlar adına soralım: Allah’ın bir lütfu olarak bizlere bahşedilen bu verimli topraklarda; bilimi, teknolojiyi katma değer sağlayacak şekilde hayata bugün değil de ne zaman geçireceğiz?

Badem de, zeytin gibi var ve yok yılına sahip. 1000 ton çağla bademi üretiminin gerçekleştiği bu yıl var yılı ve 450 bin ton iç badem üretimi tahmin ediliyor.

Ortalama 50 yıl yaşayan ama 100 yaşına kadar yaşadığı da görülen badem ağacı, Osmanlı mutfağının da vazgeçilmezi olmuş.

Kuru yemiş olarak iç badem ile sağlıklı gıda tüketiminde, bademyağı ile kozmetik ve ilaç endüstrisinde, kabuğu ile yakıt amaçlı kullanımda oldukça önemli bir yere sahiptir.

Bir bademin yüzde 25’inin protein, yüzde 12’sinin lif, yüzde 50’ye yakınının ise yağdan oluştuğunu A, B, C, D ve E vitaminlerini barındırdığı da malumlarınız. Kalp ve damar için faydalı doymamış yağ asitleri içerdiğini, kemikleri güçlendirdiğini, glüten içermediğini, kemik erimesini önlemede, kilo ve şeker yönetiminde etkili olduğunu vs. bilmeyen kalmamıştır sanırım. Bir avuç her derde deva misali.. Çevrecidir.

Mart-Nisan ayında çağla badem, Temmuz’da buzlu badem, Ağustos ayından sonra da kuru badem olarak üç şekilde tüketmek mümkün.

Tabir-i caizse insanoğlu, bademin etinden sütünden her türlü fayda almayı bilmiş ve daha fazlası için de bilimsel metotları deniyor. Örnek mi?

Kaliforniya’ya uzanalım.

Dünya badem tüketiminin yüzde 80’ini karşılayan ve 2018 yılı için beklenen üretim tahmini 1 milyon ton olan Kaliforniya’da, bademden daha fazla nasıl yararlanırız araştırmaları farklı çevrelerce yapılmaya devam ediliyor. Yani, tamamdır, en iyi bizim ürün, yeterince verimi sağlıyoruz denmiyor. Tarım ve Doğal Kaynaklar UC Dairesi Başkan Yardımcısı diyor ki; “Zihinlerimizi tarımsal yan ürünleri bir problem değil, bir fırsat olarak görmeye yönelttik.”

Her ağacın sistematik olarak izlendiği, teknoloji ile verimliliğin artırıldığı Kaliforniya’da, yaptığım küçük bir araştırmada gördüm ki, bu sözü destekleyen uygulamalar, araştırmalar kesintisiz sürmektedir.

Badem gövdelerinin lifli materyaller haline getirilmesi ile bebek bezlerinin doğal emici olmasından, Biyo-char (badem kabuklarından yapılmış siyah lavlara benzer gözenekli kömür briketleri) ile otomobil lastikleri, çöp torbaları ve çiçek saksıları gibi daha güçlü, biyolojik olarak çözülebilen plastikler oluşturmaya kadar çeşitli yenilikçi çalışmalar ve araştırmalar yapılmaktadır. Kaliforniya badem çiftçileri ve işletmecileri sürekli iyileştirmeye kendini adamış ve çevre sorumluluğu içinde, badem ağacının her parçasından fayda sağlayacak şekilde sıfır atık yaklaşımı için çalışıyorlar.

Darısı bizim başımıza diyelim ve Dönelim Datça’ya: “Japonya’nın Sakura çiçekleri varsa bizim de badem çiçeklerimiz var” sloganıyla ilki Şubat 2018’de yapılan 3 günlük muhteşem turları içinde barındıran “Badem Çiçeği Festivali”nin ikincisine katılabilmek ve yeni bilgileri aktarabilmek dileği ile konu Datça ise son söz de Can Yücel’in olsun. Sağlıcakla kalınız.

“Kibrit çakıyorsun karanlıkta
Badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
Sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
Yangın mı olur artık, bahar mı?”

Yazara ait diğer yazılar:

Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Yorumunu Takip Et  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz