BİR KAMERAMANIN ARILARLA İMTİHANI

Özgür Kurşun 14 Ağustos 2018

ÖZGÜR KURŞUN

Bir gün bir belgesel izledim ve hayatım değişti. Evet, evet bir belgesel… Aynı “Bir kitap okudum”, aynı “Bir şehre gittim, ben değiştim” der gibi, bir belgesel izledim ve hayatım değişti…

Belgeselde bir adam New York’ta gökdelendeki evinin balkonunda arı yetiştiriyordu. Ufak bir kovandı ama “Senede iki defa iki kavanoz bal alıyorum” diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. Bir anda “Bunu ben de yapabilirim” diye bir ışık çaktı beynimin kıvrımlarında.

Gerçi gökdelende oturmuyordum, evimiz de Central Park’a da bakmıyordu ama niye olmasın dedim. Ama bir televizyon kanalında kameramanım ve yılların yılları kovalamasıyla, haberden habere, şehirden şehre koşturtan mesleğimle beraber içimdeki o ışık soldu kaldı. Ama her bal haberinde, her bir arı görüşümde hafif bir kıpırdanma oluyordu yine de… Ta ki artan yaşımla birlikte beynimdeki bencil kıvrımları dinlemeye başlayana kadar.

Tarıma uzak biri değildim aslında. Rahmetli dedem yılların çiftçisiydi. Küçüklüğüm onun İzmir Menderes’teki Adanalılar Çiftliği’nde geçen anılarla doluydu.  Evet, Reşit Kurşun’un torunu olarak ben bu işi yapmalıydım. Hem de doğru olarak onun adına uygun bir şekilde.

Hemen araştırmalara, okumalara başladım. Daha çok belgesel izledim. Almanya’da Fransa’da çatılarda kovan bakanlar olduğunu öğrendim. Arıcılıktaki hileleri, sahtecilikleri de öğrenme fırsatım oldu. Sonra her işte olduğu gibi bu işi de doğru yapmanın ilk kuralının eğitim olduğunu düşünerek bir kursa yazıldım. Bayraklı Halk Eğitim Merkezi’nde verilen bu kursun ilk gününde ilk öğrendiğim şey de “kanunlarımıza göre arılıklar yerleşim yerlerinden en az 1000 metre uzakta olmalı” kuralıydı. Tabi ki o an bende bir umutsuzluk, bir kırgınlık, omuzlarımda bir çökme olmadı desem yalan olur. Ama kendi kendime bir söz vermiştim, bu işi yapacaktım. İki ay sürdü Ömür Uygur Hoca tarafından verilen eğitim. Birçok bilgimin yanlış, birçok bilgimin de eksik olduğunu bu kurs sayesinde öğrendim. Kursta verilen dersler artıkça nasıl zor bir işe yeltendiğimi daha iyi anladım. Ama yılmadım.

Kurs bittiği zaman önce yer sorununu çözmem gerekti. Arıları nereye koyacaktım? Bu sorunu hemen arıcı bir abimiz, Hasan Cesur çözdü; “Benim arılığa gel” dedi. Kemalpaşa da onun arılığının yanına yerleşebileceğimi öğrenince ikinci sorunu çözmek için kollarımı sıvadım.

Kovan nasıl alacaktım? Onu da kuzenim Ümit Kurşun’un marangozhanesinde hallettim. Fakat kovanlar daha boştu, içine arı koymak gerekiyordu. Menderes’teki bir arıcıdan da onları satın alınca, üzerime de arıcı tulumlarını geçirince tamam dedim, oldu bu iş. Ama olmamıştı. Arı bakım isterdi, arı su isterdi, arı emek isterdi. Kursta öğrenilen teorik bilgi pratiğe gelince iş o kadar kolay olmuyormuş. Bunu bir de ben test ettim. Üç sene uğraştım, üç sene didindim. Kameramanlık mesleğinden ve babalık görevimden kalan bütün vakitlerimi arılarla geçirdim. Hatalarım ve kusurlarım oldu. Yıldığım, bıktığım anlar oldu. Yıllar içinde kovan sayım arttı. Hala da artıyor ama Ege Üniversitesi’nden aldığım Bal Analiz Raporu ödülüm oldu. Başarmıştım. Gayet sağlıklı, organik olmasa da doğal, içinde kimyasal ve ağır metaller içermeyen 1999 prolin değerine sahip bir bal üretmiştim. Balkonda yetiştiremesem de New York’taki adam gibi arı yetiştiricisi olabilmiştim.  Bal, Artık hem ballarımı hem tecrübelerimi insanlarla paylaşabilmenin keyfini çıkarıyorum. Unutmadan, üretmek ve hayal kurmak her şeydir. Bunun elinizden alınmasına izin vermeyin.


Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Yorumunu Takip Et  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz