25 YIL EMEK VERDİKTEN SONRA İCAT ÇIKARMAZSAN AYIP…

Toprakla Gelen 24 Eylül 2018

Hukuk eğitimi alan, döneminin en zorlu siyasi davalarında avukatlık yapan İbrahim İncal, ‘Yeni Ekonomi’ ile önce gazeteci ardından kurduğu “Demokrat Ege” ile gazete patronu oldu. Ancak, bu işi sürdüremedi. Takip eden yıllarda Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Doğu Bloku’nun dağılması ile yolu Küba’ya düştü. Küba dostu olarak gerçekleştirdiği ziyaret,  bugün “Devlet bana zorla gübre fabrikası kur” dedirten sürece götürdü. 1993’te başladığı bu yolculuk ve 25 yılın sonunda dünyanın en yenilikçi gübresini üretti. Üretti ama  kendi ifadesi ile ‘köyün delisi olmaktan’ vazgeçmedi. İncal OMG Gübre Sahibi İbrahim Öncal, hikayesini TOPRAKLA GELEN’e anlattı…

TG- İbrahim Bey, İncal OMG Gübre’yi kurmaya nasıl karar verdiniz?

İBRAHİM İNCAL- İstanbul Hukuk Fakültesi’nden 1978’de mezun oldum. Ardından avukatlık yaptım. 12 Eylül avukatıyım. Yine 1980’li yıllarda Yeni Ekonomi Gazetesi’ni satın aldım. O işten iyi para kazanınca Demokrat Ege Gazetesi’ni çıkarmaya karar verdim. Ancak, günlük gazete apayrı bir işti. Gazete işini sonlandırdım. 1991’de Berlin Duvarı yıkıldı, o zamanki adıyla Sovyetler Birliği, Doğu Bloku çözüldü. Çözülünce de Küba sistemden ayrılmış oldu. Neden? Çünkü Küba, Sovyetlerden yılda 5 milyar dolar petrol alan karşılığında mal gönderen bir ülkeydi. Rusya yıkılıp, Küba’ya bundan böyle petrolü dolarla alacaksın demesi üzerine Küba Dostları oluşturuldu. Ben de Küba Dostları’nın İzmir grubundaydım. Bu vasıtayla Küba büyükelçisiyle tanıştım. Tabii, kimi toplantılar yaptık. Dönemin Küba büyükelçisi İzmir’e geldi. Bizleri Küba’ ya davet etti. 1992 Ocak ayında Küba’ya gittim. Yanımda bir arkadaşımla. Orada bize ticaret odasından iki mihmandar verdiler. Ticari anlamda neredeyse Küba’ yı kurtaracak adam gibi karşılandık. İlaç hammaddesine, mamul maddeye ihtiyaç var, şuna buna ihtiyaç var derken orada bir zeolit madeni tesisi gezdirdiler. 1 hafta- 10 günün ardından geldik. Aradan 10- 15 gün geçti, Küba’da gezdiğimiz zeolit şirketinden ‘Türkiye’ de zeolit madeni var, sen o madeni bul biz sana teknik yardım yapalım’ dediler. Öylelikle zeolit madencisi oldum.

TG- Kimden aldınız madeni?

İBRAHİM İNCAL- 1993’de o zaman için Maden Tektik Arama Enstitüsü’ne gittim. Manisa Gördes’de zeolit madeni var, almak istiyorum dedim. Bizde işler öyle yürümüyor, ihaleye çıkarız ihaleye girer, kazanırsanız alırsınız dediler. İhaleye çıktı ve ihaleye benden başka giren olmadı. Bu şekilde zeolit madeninin sahibi olduk. Bunun üzerine tekrar Küba’ ya gittim, uzmanlar getirdim. Uzmanlarla birlikte zeolit madenini çalıştırmaya başladık. Bu aynı zamanda Türkiye’deki ilk zeolit işletmesiydi. Aslında yanardağ buharında pişmiş taş anlamına gelen zeolit çok özel bir maden. Taş kömürünün trende yanıp kok kömürü olması gibi bir şey bu durum aslında. Zira dünyanın endrüstriyel olarak en önemli madenlerinden bir tanesi. Hayvan yem katkısı oluyor, toprak düzenleyici oluyor, su arıtmada kullanılıyor. Biz ilk etapta toprak düzenleyici olarak kullanmaya başladık. ABD Uzay Bilimleri Enstitüsü (NASA) şu an uzayda tarım yapma çalışmalarında zeoliti kullanmak için çalışma yürütüyor.

TG-Toprak katkı maddesi derken bu konuyu açar mısınız?

İBRAHİM İNCAL- Toprak, organik bir form. İçindeki organik madde miktarı toprağın verimliliğini belirliyor. Bu organik madde miktarı düşük olursa toprağın verimi düşük oluyor. Organik madde bitki ve hayvan ölülerinden oluşuyor. Bitki köklerinin çürümesi ile toprakta organik madde miktarı artıyor. Örneğin, Ukrayna, Almanya, İsveç gibi yerlerde toprakta organik madde bol miktarda var ama iklim tarım yapmaya müsait değil. Çünkü, tarım için güneş gerekiyor. Az yağmur bol güneş olduğunda ise toprağın verimi düşüyor. Yani, Türkiye, İran, Yunanistan, İtalya, İspanya, Fransa ve ABD gibi tropikal olmayan yerlerde tarım daha güzel ve çeşitli oluyor. Bu kuşağın derdi ise organik madde eksikliği. Bunu çözecek bir buluş, inovasyon yapmak istedik.

TG- Nadası ortadan kaldırdınız yani…

İBRAHİM İNCAL- Tarımda nadasa bırakmak diye bir kavram var. Ziraat mühendislerine sordum niçin nadasa bırakıyorsun, amaç nedir diye. Toprağın kendine gelmesi gibi basit bir sebep söyleniyor. Halbuki buğday biçildikten sonra kalan köklerin çürümesi bekleniyor. Çünkü o kalan kökler çürüdüğü zaman organik maddeye dönüşüyor. Organik maddeyi dönüştüğü zamanda toprağın su tutma kapasitesi artıyor, su tutma kapasitesi ve organik madde miktarı artınca da verim artıyor diye düşünülüyor. Nadasın amacı bu. Yani toprağın su tutma kapasitesini yükseltmek. E peki toprağın su tutma kapasitesini yükseltmek için ne yapmak gerekiyor. Nadastan başka çözüm yok mu? Türkiye Cumhuriyeti’nde tarımla uğraşan kurumların toprağı ıslah etmekten anladığı tek şey toprakları sulamak. Toprağı nasıl ıslah edeceğiz? Toprağın su tutma kapasitesini artırarak…

TG- Önce avukat, sonra gazete patronluğu ancak, toprak sizin uzmanlık alanınız olmuş. Konuya hakimsiniz…

İBRAHİM İNCAL- (Gülerek) 25 yıl bir işle uğraşırsanız…Birşey yapamazsanız ayıp denen de bir şey var… Dünyada su tutma kapasitesini artıran doğada bol miktarda olan ve bütün bilim adamlarının hemfikir olduğu konular neler? Buluşlar genelde şöyle yapılıyor ben bir şey buldum kimse bilmiyor. Sırdır söylemem.. Böyle bir şey yok. Bilgiler ortak. İnsanlar bilgileri üretmiş. İcatçılık bu bilgilerden bir ürün elde edebilmek, üretebilmek… Dünyanın en kaliteli zeolit madeni Türkiye, Manisa Gördes’te. Bizden sonra 3- 4 firma daha geldi. Almanya’dan Uruguay’ a, İsrail’den Vietnam’a kadar işlenmiş olarak ihraç ediyoruz. Türkiye, bu konuda öncü oldu.

TG- Madencilikten trilyonerliğe uzanan bir başarı öyküsü dinleyeceğimi düşünürken, Gaziemir’de mütevazi bir ofiste sohbet ediyoruz…

İBRAHİM İNCAL- Türkiye’de her şey rekabettir. Rekabetten dolayı işler en ucuz ben veriyoruma kadar gider. Dolayısıyla öyle bir dünya yok…

TG- Yoğun rekabetin ardından neler oldu?

İBRAHİM İNCAL- Firmaların bu işe girmesi ile biz arayışımızı devam ettik. Toprakta esas dert, sorun, tarımın kendisi. 25 yıllık serüvenimizde biz toprağı ıslah etmek için sulamanın dışında toprağın iyileştirilmesi için ne yapıyoruz diye baktık ve leonardid dediğimiz kömür ocaklarının üzerinde yanmayan ya da çok düşük kalorili kömür dediğimiz organik bir madde. Hatta, Türkiye’ de şu an Afşin Elbistan Termik Santrali’nde yakılmaya çalışılan şey aslında leonardid. Bu organik maddeden elektrik üreteceğim diye uğraşacağına bunu toprakla karıştırıp su tutma kapasitesini ve toprağın organik madde miktarını artırmak mümkün….Sonuçta bunu tüm dünya ile birlikte tarım bakanlığı da öğreniyor…Bunlar toprak düzenleyici olarak kullanılması gereken ürünler diyerek tesciller veriyor. Biz bunları bir araya getirelim dilerek bir karışım yaptık. 2005′ ten 2017′ ye kadar bakanlığın verdiği isimle toprak düzenleyici olarak sattık. Tarım bakanlığına, TİGEM’e başvurarak kullanılmasının tavsiye edilmesini talep ettik. Devletimiz sadece izin verici, bir konuya sahip çıkıcı değil, yönlendirici olmuyor. 12 yıl boyunca bu ürünü sattık. Fakat köylü bu ne diye soruyor? Toprağın su tutma kapasitesini artıracak, dolayısıyla toprağın verimine katkı yapacak bir ürün diyorsun. Peki ben bunu kullanınca gübre de kullanacak mıyım diye soruyor, Evet kullanacaksın dediğimizde çiftçinin bunu karşılaması mümkün değil. Gariban köylünün toprağı ıslah etmesi mümkün değil.

TG- Peki kimin?

İBRAHİM İNCAL- Devletin… Köylü, tapu sahibi olabilir ama ıslah etme görevi yüzde 100 devletin olmalı. Cumhuriyetin ilanından bu yana aldığımız dekar başına buğday verimimiz 300 kg. 100 yıldan bu yana bir adım ilerleme yok. Bakanlığın araştırma kurumu var…Halbuki leonardid ve zeolit madeni ovaya inse sadece kaba bir karışımla, buğday verimi 400 kg’ ye çıkar. Obruk oluşmaz, daha az su ile daha iyi tarım olur. Tarım ürünlerinin veriminde yüzde 30 civarında artış olur. Bunu anlatmak için gittik, Ankara’ ya. Bunu vatandaşın yapması mümkün değil. Devlet yapacak bu işi…Bunu anlatmak için gidiyorum ilgili devlet dairesine, memur dinliyor. Bakıyorum bir şey değişmiyor. Bakana kadar gidiyorum. İlgili birime yönlendirelim diye diye bakmışım yine konuyu anlattığım ilk memurun karşısındayım. Yani ‘geldi yine köyün delisi’ durumu…

TG- Devlet hayır dedi, siz pes ettiniz?

İBRAHİM İNCAL- Pes eder miyim, ben hiperaktifim. Başarılı oluncaya kadar ısrarlıyım. Dolayısıyla devlet hayır dedikçe hırslandım. Dünyanın en yenilikçi gübre formunu ürettik. Yani, zeolit ve leonardid karışımının içine kimyasal gübreyi koyduk. Organomineral gübre oldu. 2 yıldan bu yana tarım kredi kooperatifleri başta olmak üzere oturtmaya çalışıyoruz. Şu anda Türkiye’de ve Dünyada ilk…Bakanlık normal gübre fabrikaları da bunu yapsın diye önayak oldu…Kimseden destek almıyoruz herşeyimizi kendimiz yapıyoruz…Zeolit madeni sahibi olduğumuz için mucitlik yapıyoruz. Mucitler zaten zorunluktan mucit olurlar, meraktan mucit olurlar. Bizde merak ve zorunluluktan dolayı mucitlik yapıyoruz. Oysa milyarlarca ton zeolit, milyarlarca ton leonardid madeni var. Devlet bu işe el atmalı, bizim ki koca nehir akarken 10 inç boru ile suyu çekip vermek gibi…Su akıyor, Türk bakıyor. Oysa, bu devlet projesi olmalı…Ben böyle dedikçe devlet hayır diyor, beni zorla gübre fabrikası kurmaya itiyor. Bu gidişle zorla gübre fabrikası sahibi olacağız…


Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Yorumunu Takip Et  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz