Toprakla Gelen 22 Ekim 2018

BİTKİLERLE KONUŞAN ADAM

Gün geçmiyor ki yakınımız bir yakınımız, eşimiz, dostumuzla ilgili hastalık haberi almayalım. Otobüste, metroda gazete ve dergilerde, televizyonlarda başlıca konulardan biri sağlıklı yaşam. Sağlıklı yaşamın temel unsuru ise sağlıklı gıda ve sağlıklı çevreden geçiyor. Artan nüfus, hızla kirlenen su kaynakları, düşen verim karşısında artan gübre ve zararlılara karşı ilaç kullanımı. Böyle bir ortamda sağlıklı gıda mümkün mü? Sakın ola ki nerede o günler demeyin. Eğer sonuna kadar okuma sabrı gösterirseniz Dünya Naturel Bitki Hastenesi’nin Ar- Ge Müdürü Metin Özduyan ile gerçekleştirdiğimiz röportajda bunun ipuçlarını bulacaksınız.

TG- Size neden bitkilerle konuşan adam diyorlar?

METİN ÖZDUYAN- Dünyada insan hastalıkları çok artıyor. Bizde öyle bir şey yapmalıyız ki dedik, insan hastaneleri azalsın, bitki hastaneli çoğalsın. Çünkü, sağlıklı bitki yetiştirmek çok önemli. Sağlıklı bitki, sağlıklı insan demek. İnsanlarda hastalıkların sebebini araştırken, zirai ilaçların son yıllarda çok kullanıldığını ve zirai ilaçların olumsuz yan etkileri olduğunu biliyoruz. Bu yüzden de bitkilerle konuşmak gerektiğini hissettik. Her türlü bitkiyi dinlemek gerek. Bitkiler sıcak – soğuk, gece – gündüz, ısı farklılıkları, iklim değişikliklerinden dolayı ciddi anlamda strese giriyorlar. Biz bu stresi ortadan kaldırmak adına bitkilerin sağlıklı beslemek gerektiği üzerine yoğunlaştık. Çünkü burada bitkinin yetiştiği bu ortam oldukça önemli. Yani bitkinin yetiştiği ortam bitkiyi sıkıyorsa ne yapsanız boş. Yani toprağın bitki yetiştirmesi için uygun olması lazım. Toprakta da bakılması gereken toprağın tansiyonu, yani pH değeri ile ifade edilen değeri…

TOPRAĞIN DA TANSİYONU VAR

TG- Toprağın tansiyonu ifadesini biraz açar mısınız?

ÖMETİN ÖZDUYAN- İnsanlar gibi toprağın tansiyonu vardır. pH değeri ile ifade Türkiye topraklarının yüzde 80’inde pH yüksektir. pH’ ın yüksekliği ne anlama geliyor dersek, bitki için çok hayati role sahip olan çinko, bakır, mangan, demir, bor gibi çok hayati bazı elementleri bitkinin almakta zorlanması demektir. Bitki, total tansiyon yüksekliği nedeniyle bu elementleri almakta zorlandığı için hem hastalıklara daha yatkın oluyor, hastalıklara daha kolay yakalanıyor hem de verim düşüyor. Baktığımız zaman ülkemizde ve dünyada çok ciddi zirai ilaç tüketimi var. Bu kadar ilaç tüketimine rağmen, ilaçlar çözüm oluyor mu derseniz, çiftçilerin yanıtı hayır oluyor. Bu yüzden bitkinin kendi bağışıklık sistemi çok güçlü olmalı. Bağışıklık sistemi güçlü olan bir bitki hastalıklara daha az yakalanır. Bizde bitki ile konuşma gereğini burada duyduk. Yani, bitkilerle konuşma deyimi aslında bitkiyi anlamak, bitkiyi iyi okumak yani bitkiye bakıldığı zaman bitkinin yaprağından, meyvesinden bitkinin kendi dokusundan, hücresinden eksiklerin stresini anlayabilmek. O nedenle birinci öncelik bitkinin ortamını iyileştirmek. Özellikle toprak yapısını, toprağın pH’ ını belirlemek. Sonra bitkininin iklimsel stres koşullarına karşı dayanıklılığını oluşturmak. Örneğin kükürt. Toprağın pH’ını düzenlemekte çok önemli. Ancak, kükürdün mikron çapının büyük olması nedeniyle toprağa uyguladığınızda hemen sonuç alamıyorsunuz. Normal kükürdü verdiğinizde toprağın pH’ ını 5 yılda düşürüyor. Bu da çok uzun bir zaman özellikle tek yıllık bitkilerde hemen sonuç almak gerekiyor. Bizde kükürdün mikro çapını küçültmek yoluyla uygulandıktan bir gün sonra toprağın tansiyonunu düşüren özel teknolojik ürünler geliştirdik.

TG- Bitkiden kastınız nedir? Meyveler, sebzeler, çiçekler?

METİN ÖZDUYAN- Tüm meyve ve sebze verenler, hepsini düşünebiliriz. Aynı şey geçerli.Sahada dolaşan mühendislerimiz var. Bahçeye ağaçlara bakıyorlar…Büyük küçük her tür üreticiye hizmet veriyoruz. Para kazanmaktan da öte bir duygu bu. Çünkü, bir doktor, hata yapsa bir tane hastasına zarar verir. Fakat, bir çiftçi tarımla uğraşan bir kişi hata yaptığı zaman tanıyıp tanımadığı binlerce insana zarar verir. Büyük üretici, küçük üretici diye düşünmüyoruz, hepsine aynı hizmeti vermeye çalışıyoruz.

OVADA KİRAZ OLMAZ MI?

TG- Kemalpaşalı kiraz üreticileri, ovada kiraz olmuyor, verim alamıyoruz diyerek ağaçlarını sökmeye başladı. Asmada külleme derken Kemalpaşa Ovası’nda tarım bitiyor söylemini sık duyar olduk. Ne dersiniz?

METİN ÖZDUYAN- Ovada kiraz yetişir. Orada üreticinin önemli şikayeti ikizlenme. Yani ağacın ikiz meyve yapmasıdır. İkiz meyve neden olur dediğimizde biz hep sebep üzerinden sonuca gitiyoruz. Çünkü, semptomlara yönelik değil konulara yaklaşmamız. Şimdi kiraz erken hasat ediliyor. Erken hasat ediliyor dediğim şu, sıcak dönemlerde hasat ediliyor. Hasat bittikten sonra da çok sıcak dönemle karşı karşıya kalıyor ağaç. Bu sıcak dönemlerde gelecek yılın meyvesini de hazırlıyor. Aşırı sıcak olan bölgelerde bu ağaç kendisini korumak adına biri olmazsa biri olsun diyerek ikizlenme yapıyor. Bu ikizlenmede ağacın verim ve kalitesini düşürüyor. O yüzden yapılacak olan şeyler bitkinin o hasattan sonraki sıcak dönemlerde kendisini daha serin hissetmesini sağlayacak uygulama yapmaktır. Bu uygulamaları yaptığımız zaman bitki kendisini birkaç derece daha serin hissediyor. Bu da ağacın bir sonraki yıl daha iyi ürün tutması demek anlamına geliyor.

TG- Kiraz ağacını da stres sahibi yaptık desenize…

METİN ÖZDUYAN- Ağaçlarda, meyve, sebzelerde, tarla bitkilerinde canlı ve cansızdan gelen stres koşulları var. Canlıdan gelen stres dediğimiz hastalık, bakteri, mantar, böcek zararı var anlamına geliyor. Bir de cansızdan gelen stres koşulları var. Yani besin eksikliği, besin fazlalığı, ısı, iklimsel değişiklikler gibi. Bu yüzden de bitkiyi bu iki stres koşullarına toleranslı halde yetiştirmek gerekir. Biz buna biyotik ve abiyotik stres koşulları (canlı ve cansızdan gelen) diyoruz. Örneğin, kirazda canlıdan gelen stres koşullarına baktığımız zaman kiraz ağaçlarında bakteriyel zamklanma çok yoğun. Hastalıklardan dolayı da ağaçlar ciddi zarar görüyor. Bu yüzden bitkinin uygulamalarını besleme ve uygulamalarına doğru zamanda doğru bir şekilde yapmalılar.

EN UCUZ VE KOLAYI ÖNLEYİCİ TEDAVİ

TG- Bu konuya ilginiz nasıl başladı? Anlatır mısınız?

METİN ÖZDUYAN- Sağlıklı insan’ ı düşündüğüm an bu konuya da ilgi duymaya başladım. Biz aynı zamanda Türkiye Eczacılar Birliği ile birlikte gıda takviyeleri de üretiyoruz. Yani insan sağlığı için takviyelerde üretiyoruz. Bizim için insan sağlığı çok önemli. Aslında 3 tane tedavi yöntemi vardır. En ucuz ve ekonomik olanı sağlıklı bireyleri hastalıktan korumak ve önlemektir. Bizde bu koruyuculuk içerisinde bizim insanımız nereden hastalanıyor dediğimiz zaman mesela kirli bir çevre olabilir, yediğimiz gıdalardaki zirai ilaçlar olabilir ya da yediğimiz içtiğimiz gıdalardaki vitaminlerin her yıl düşmesi olabilir. Buradan yola çıkarak dedik ki biz insanımızı sağlıklı beslemeliyiz ki -önleyici, koruyucu tamamlayıcı tıp denebilir bunun adına- buradan yola çıkarak bataklığı kurutalım, insanları; hastalandığı noktalardan bir tanesini kurtaralım. Daha iyi kaliteli ürün tüketsinler istedik. Öte yandan, bu hatalı, yanış, bilinçsiz ilaçlamadan dolayı ciddi anlamda maddi kayıplar yaşanırken çevremiz de kirleniyor. Hastalık var, daha çok ilaç atalım, bitki güçlensin, ilaç atalım. Çok ilaç atılması her şeyin çözülmesi anlamına gelmiyor. Çevre kirlendi, su kirlendi, hava kirlendi. Toprak, hava su kirlendikten sonra insanların sağlığını yitireceği de ortada…

TG- Şu sıralar ilaçlarla ilgili bekleme yani inaktif ve dekompoze olma süreleri gündeme geliyor. Zamanından önce kesilen meyve, sebze yerine ilaç mı yiyip içiyoruz aslında?

METİN ÖZDUYAN- Ne yazık ki ilaçların bekleme sürelerine dikkat edilmiyor. Yani atılan ilacın biyolojik olarak parçalandığı bir bekleme süresi var. Örneğin ilacın üzerinde bir ay bekleme süresi yazarken, 3 gün sonra pazara getirmek son derece yanlış. O ilacın parçalanma süresi bitki canlı iken geçerli…Ağaçtan meyveyi kopardıktan sonra ilaç asla parçalanmıyor. Bu çok önemli nokta. İlacın üzerinde bekleme süresi bir hafta yazıyorsa, siz o meyveyi kopardığınızda 2 yılda kalsa ilaç meyvenin üzerinde kalacaktır, parçalanmayacaktır artık. Yurtdışından çok ürünlerimiz dönüyor ilaç kalıntıları nedeniyle. O yüzden bitkileri sağlıklı beslemek amacımız. İlaçlama yapacaksa da ilaçların bekleme süresine uygun çalışmalıyız. İnsanlar da kalıntı ve hastalıklarla karşılaşmamak adına bu çok önemli.

BİTKİLERİ TEMBELLEŞTİRDİK

TG- Bitkileri tembelleştirdik şeklinde bir saptamanız var. bunu açar mısınız?

METİN ÖZDUYAN- Örneğin asmalarda, bağlarda bundan önceki yıllarda kükürt kullanırlardı külleme ve diğer konulara karşı. Şimdi o kadar ilaçlar gelişti ki üreticimiz unuttu bunları…Yani orada kırmızı örümcek, akar zararlarına, böcek zararlarına karşı kükürdün etkili bir rolü varken ve organik tarımın unsuru olarak kullanılabilirken bugün çok aşırı ilaç kullanıyorlar. Biz yine eskiden olduğu gibi üreticilerimize doğal kükürtle bunun dışında çam reçinesi ve bazı korucuyu etkiye sahip uygulamalarla hastalıkları uzak tutabileceklerini gösteriyoruz. Bitkilerde de amaç hastalık yapmak değil, dost bir yaşam istiyorlar fakat, biz bitkileri tembelleştirdik. Hep ilaç hep ilaç, bitkilerimiz tembelleşti. Kendilerini koruyacak mekanizmaya sahip değiller. Çok ilaçlama ağaçlarımızı, meyvelerimizi tembelleştirdi. O nedenle de hastalıklar geldiği zaman çok çabuk teslim oluyorlar. Kendisini salmadan teslim oluyorlar. Yoksa bitki kendi hastalıklarını yenebilecek bir yapıya sahip.

TG- Bitkileri dinlediniz, sorunu tespit ettiniz. Uyguladığınız yöntem kesin sonuç sağlıyor mu?

METİN ÖZDUYAN- Tabii ki bizim yönetmemizde hiç ilaç atmayacaksın demiyoruz. İlaçlama sayısını azalttığımız gibi ilaçların da etkisini artırıyoruz. Yani bazen öyle şeyler duyuyoruz ki kimi üründe 10- 20 ilaçlama olduğunu duyuyoruz . HER GÜN BİR ELMA YİYİN SAĞLIKLI KALIN DEDİĞİMİZ NOKTADA ELMAYA ATILAN İLAÇLARI DA DÜŞÜNMEK GEREKİYOR. O yüzden bizim amacımız ilaçların da etkili olmasını sağlamak, ilaçlamanın sayısını azaltmak. Bazen haftada 2- 4 defa ilaç atan üreticiler var. Fakat bitki güçlü olsaydı, hastalığı daha az olacaktı ve daha az ilaç atılacaktı.Örneğin, külleme dedik. Küllemeye karşı kükürt atıldığında sezonda 4 defa ilaç atacağınız yere bir defa ilaç atıyorsunuz belki onu da atmıyorsunuz. Belki ona da gerek kalmıyor. Amaç sağlıklı ülke.

TG- Organik tarım mümkün mü?

METİN ÖZDUYAN- Organik tarımın şartları var. Organik tarım da bir sektör, para kazanma amaçlı bir sektör haline geldi. Organik tarımda yine bazı kuruluşlar organik de şunu kullanabilirsin, şunu kullanamazsın gibi bir takım şeyler yapıyorlar. Bugün organik tarım üretmek çok zorlaştı.

TUTA KELEBEĞİNİN YAPTIĞINA BAK…

TG- Bu yaz ağıt tadı ile bir domates yiyemedik. Yemek istediğimiz de de kilosu 8- 10 liraları buldu. Sebep de tuta kelebeği dendi….

METİN ÖZDUYAN- Domatesin tuta dışında da birçok hastalığı var ama tuta çok zarar verdi. Tuta zararını önlemek için aslında önlemlerimiz var. Bitkiyi güçlü sağlıklı yetiştirmek. Bitkiye uyguladığımız bazı uygulamalarla da bunu sağlıyoruz. Örneğin silisyum. Silisyum bir cam molekülüdür bildiğimiz gibi. Şimdi silisyum son yıllarda çok araştırılan bir bitki besini. Bitkilerde gerçekten rolü araştırıldıkça çok ciddi avantajları ortaya çıkıyor. Ben bunlardan bir tanesini anlatacağım. Bitkiye silisyum atıldığı zaman ki bu bir ilaç değil, silisyumlu bir bitki besleme ürünümüz var bizim. Deniz kabuğu canlıların hücre duvarlarında kitin dediğimiz bir madde vardır. Onu neşterle bile kesemezsiniz. Çok sert bir yapıdır. Oradaki kitini alıyoruz, silisyum ile kombine ederek bitkiye uyguluyoruz. Bitkiye uygulamadığımız zaman bunlar bitkiye besleyen ürünler olmasının yanı sıra bitkinin hücre duvarını kaplıyor ve gözle görülmez bir zırh gibi kaplıyor.Tuta kelebeği oraya geldiği zaman beslenme yapamıyor. Çünkü çenesi o silisyumu kıracak yapıda değil. Oraya yumurta bırakamıyor. Bu uygulamayı yaptığımız ortamlarda zarar eşiği yüzde 1′ i geçmedi. Yüzde 99 ürüne hiçbir şey olmadı. Yüzde bir zarar hiçbir şey değil, üreticiler iyi para kazandı. Aslında doğal yetiştiricilikte bitki, sebze ve meyvede müthiş aroma, lezzet ve nefaset var. Şimdi yapay ürünlerle beslediğimizde onlardan kalite alamıyorsunuz. Bizim burada amacımız üreticimize neyi, nerede, ne zaman kullanacağını doğru öğretmek.

SAĞLIKLI YAŞAMIN SIRRI

TG- Bitkiler üzerine bu kadar konuştuktan sonra insan sağlığı ile ilgili sormasam olmaz. İlaç kullanmadan iyileşmek mümkün mü?

METİN ÖZDUYAN- Mümkün. Ben, kendimi bildim bileli, bugüne kadar nezle, grip tedavileri dahil olmak üzere hiç ilaç kullanmadım.

TG- Bu konuyu biraz detaylandırır mısınız?

METİN ÖZDUYAN- En sağlıklı besinleri tüketseniz bile sonuçta vücutta oluşan bir yanma reaksiyonudur. Yediğimiz, içtiğimiz birçok maddeden enerji elde ediyoruz. Hücre bu yanma reaksiyonu ile enerji elde ederken, hücre dışına atıklar çıkıyor. Nasıl bir araç en son model olsa bile onun atıkları dışarı atan bir mekanizması, egzosu var, Bunun gibi bizim de atıklarımız ortaya çıkıyor. Bu atıklar arasında serbest radikaller mevcut. Bizde stres oluşturan, bu serbest radikaller vücuttan atılamadığı zaman tekrar hücreye saldırıyor. Hücreye zarar veriyor. Hücreye vermiş olduğu zarardan dolayı kanserde dahil hastalıklar yapıyor. O nedenle bizim antioksidanlara ihtiyacımız var, antioksidanları neden karşılayabiliriz. Meyve sebzeden karşılayabiliriz. Gün içinde sağlıklı kalabilmemiz için tavsiyemiz, şekeri mümkün olduğunca az tüketmeleri, meyve sebze tüketiminde porsiyonlar abartılmamalı. Karpuz peynir ekmek tükettim diye bir kilo karpuz yememek lazım. Porsiyonlar çok önemli burada. Ekmeği pirinci şekeri tuzu mümkün olduğunca azaltmak gerekir. İnsanın yapması gereken bir şey de hiç yapamıyorsa 20- 30 dakika yürümek lazım. Sağlığı korumak için bu önemli. Bizim detoks organlarımız var. detoks organlarımızı iyi çalıştırmak gerekir. Böbrekler, bağırsaklar, karaciğer. Su içmek önemli. Sabah kalktığımızda bir iki bardak su içmek, yemeklerden yarım saat önce bir iki bardak su içmek çok önemli. Çünkü bizim ikinci beynimiz bağırsaklarımız. Hastalıklar bağırsaklarda başlar ve bağırsaklarda çözülür.

 


Yazı hakkında yapılan yorumlar

avatar
  Yorumunu Takip Et  
Bildir

Haber Bülteni

Toprakla Gelen sitesinde paylaşılan son dakika haberleri ve özel röportajları anında posta kutunda görmek ister misin?


Sosyal Medyada Biz